
Geçtiğimiz günlerde harika bir etkinlik için Küçük Ağaç Anaokulu’ndaydım. Harikaydı, çünkü küçük yüreklerin büyük bir projesi vardı. Duyarlı öğretmenleri Niyazi Selçuk’un önderliğinde minikler kediler için hazırladıkları kedi evlerini kendi resimleriyle süslemişler ve bir de sergi düzenlemişlerdi. Ağzım kulaklarımda gittim oraya. Yaşam Hakkına Saygı Derneği, ayıptır söylemesi benim de bir parçası olmaktan onur duyduğum derneğimizle işbirliği yapmışlardı. Bir dernek için en mutlu anlar bunlar sanırım, gökten kendiliğinden inen yürekler…

Her neyse konuyu dağıtmayayım, aslında sergi için gittiğim Küçük Ağaç Anaokulu’nda tanıştım onlarla: Slow Food Hareketiyle! Haklarında epey bilgi edindim, okullarda miniklere verdikleri seminerlere hayran oldum. 132 ülkede faaliyet gösteren, 100.000’den fazla üyeye sahip bir oluşum. Kısacası kim onlar, Fikir Sahibi Damaklar Konviviumu Lideri Defne Koryürek anlatsın*:
“Son 40 yılında, bu gezegenin kaynaklarının %30’unu yok etmeyi başardığımızı düşünecek olursak… Afrika’da açlık sürerken İstanbul’da satın aldığımız her 4 ekmekten 1’ini her gün, ama her gün çöpe atabildiğimizi düşünecek olursak… tüm kanunlara, kurduğumuz tüm medeniyete ve sistemlere ve yönetmeliklere rağmen ahenk içerisinde yaşayamadığımızı…
Slow Food’un misyonu da bu soruya cevapta yatıyor: biyolojik ve kültürel çeşitliğin yüceltildiği, iyi, temiz ve adil kavramlarının yol göstericiliği altında doğamızla uyumlu yaşadığımız “daha yavaş bir hayat”, bizi “hızla” yol aldığımız yok oluştan kurtaracak tek seçenektir.
Ben böyle bir dünyanın imkanlı olduğuna inanan ve gerçekleşmesi yolunda hiyerarşiden uzak, çeşitliliğe sırtını yaslayan pratikleri destekleyen bu salyangoz hızındaki hareketin pek gururlu bir üyesiyim ve hayalim, önceliğim: Toprak Ana’ya sahip çıkacak yepyeni ve tümüyle aydınlanmış bir kuşak yetiştirmek.
Bizim bırakacağımız iz, onlar olacak.”
Muzaffer Tunçağ, sitelerinde amaçlarını kısaca sıralamış bize, sizi bilmem ama ben bayıldım onlara:
“Doğayı ve biyolojik çeşitliliği korumak,
Hayatın ritmiyle uyumlu olmak,
Kültürel mirası korumak,
Geleneksel bilgiyi dikkate almak,
Yerel üreticiye destek olmak,
Yiyeceği tanımak ve nasıl üretildiğini bilmek,
Emekçi köylülerin ürettiği eşsiz ürünlere ulaşmak,
Lezzet eğitimlerini yaygınlaştırmak”.
* http://www.slowfoodanadolu.com/hakkimizda/